SEVGİ VE TUTKU ARASINDAKİ FARK ÜZERİNE HASBİHAL‏

  

 TUTKU (çarpık sevgi): İnsanı mahkum eden duyguya sevgi denmez TUTKU denir.


Sevgi ise özgürlüğün üst sınırıdır. Bu ikisini birbirine karıştırmamak
gerek.Sevgiyle tutku,birbirinden tamamen farklı şeylerdir.Sevmek karşılıklı
gönülde olmaktır.

Tutku ise bir şeye kapılmaktır,bir sele bir kalabalığa, bir rüzgara kapılır
gibi kapılmak,Sevmek özgür kılar,tutku tutuklar, sözüm;tutkusunu sevgi
zannedenlere.Elinizi kolunuzu bağlayan, iradenize söz hakkı tanımayan
bilakis onu esir alan,aklınızın dizginlerini eline geçiren sizi uysal bir
binek gibi istediği gibi istediği tarafa sürükleyen şey,en büyük özgürlük
demek olan sevgi olabilir mi?

Tutkunun bir türü de tiryakiliktir. Bir tiryaki bana tiryakisi olduğu şeyi
sevdiğini söylüyorsa ben bunu tutku olarak anlarım ve onun tutkuyu sevgi
sandığı sonucuna varırım. Bu tiryakilik her zaman aynı şeyde ortaya
çıkmaz,farklı farklı şeylerde tezahür edebilir.

Aşk zannedilen bu hissin güçlü olması sevginin şiddetinin ölçüsü değil daha
önceki yalnızlık derecesinin büyüklüğüdür.
Platonik aşklar genelde hayal gücüyle orantılı olarak büyürler.Bu tip
sevgilerin çoğu hayali sevgidir ve pratiğe dönüşünce onun aradığı sevginin
kendisi değil şöhreti olur, sevgiyi sadece bir avuntu aracı olarak
kullanmaktadır.

Bu tip sevgilerin diğer bir boyutu da, insanın kendi sorunlarını çözmek
yerine kendi gerçeklerinden kaçmak için başkalarıyla ilgileniyor görünmeyi
seçmesi, kendi sorunlarının tümü yüzüstü dururken sevdiğini zannettiği
insanın sorunlarını çözmeye çalışır ve bunun adını da fedakarlık koyar. İşte
bu insanın kendisinden kaçışıdır. Tabi ki sonuçta hiç bir sorun çözülmüş
olmaz.

Cinsellik, alkol,uyuşturucu, mecnunluk ve serserilik aşkın doğal bir sonucu
olarak gösterilir çarpık sevgide. Aslında bu kocaman bir aldatmacadır.
Bunlar olsa olsa doyumsuz birinin kendisini içine atıp kaybolacağı bir
girdaptır . Bütün bunlar sevgi ve aşk değil tutkunun farklı yansımalarıdır.


Böyle birinin maşukuna bakması bir tiryakinin tiryakisi olduğu şeye bakması
gibidir. Yalnızlığını içki şişesindeki balık olma düşüncesiyle gideren bir
ayyaşla yalnızlığını bir kadının cinselliğinde giderme düşü gören bir
tutkunun ruh halleri bir birinden farklı değildir. Buna da bencillik
denir.Bencil kişi aslında değil başkasını kendisini bile sevemez.. Çünkü
bencillik kendi kalbi beceriksizliğinin üzerine egosunu giydirmektir.

Çağdaşlık edebiyatı yapan insanların hastalıklarından biride sevmeye değil
beğenilmeye, sevilmeye çalışması, bunun için olmadık kılıklara girmesi, bir
yığın maske edinmesi, insanlara gerçek yüzünü değil maskeli yüzünü
göstermesi ve sonunda maskesini kendi gerçek yüzü sanmasıdır.

Romanlara, filmlere konu olan ve adına büyük aşk denilen çarpık sevgi bir
tür tapınışa kapı aralıyor, tutkuda taraftar birbirilerini sevme değil
birbirlerine tapınma yarışına girince aşk bir fetişizme dönüşüyor. Bunun
üzerine bina edilen bir sistem insana ruh açlığını fark ettirmemek için
habire oyuncak üretiyor.

Aile bağlarını, toplum bağlarını,sosyal erdemleri zayıflatıp yok ederek
bireyi önce yalnızlığa itiyor,ardından yalnızlığını hatırlayıp onu yenmeye
çalışanların rotasını saptırıyor,ona yaşına göre oynayacağı oyuncaklar imal
ediyor. O zavallı da bunları değiştire değiştire oynuyor, oyalanıyor.

 

 Bu
oyuncaklar ona yalnızlığını geçici bir süre unutturabilir,bir uyuşturucu
etkisi yapabilir. Asıl tehlike bu oyuncakların ardındaki gizli maksadı
göremeyip onlara güvenerek insanın sevebilecek yönlerini yok
etmesidir.Böylesi bir toplumda insanlar arası ilişkilerdeki illetler sevgi
değil menfaattir.

 

Herkes bu ilişkilerdeki yapmacık kibarlığa budalaca
katlanmak zorundadır. Katlanmak ne demek kendiside aynı oyunu karşısındakine
karşı oynamak zorundadır. Sevginin oluşturmadığı ilişkiler tüketim,
gösteriş,reklam ve sahtekarlıktır.

Bireyi makina’nın bir parçası haline getiren Kapitalist sistem, insanın
şahsiyetini hedeflemiştir. Onu en şerefli makamından indirip eşyalaştırmak
ve eşyayı da onu indirdiği makama geçirmek ister. Senden kutsadığı eşya için
var olmanı ister.

Böyle biri için sevgi karın doyurmayan bir ayrıntıdır. Artık o her şeye
midesinden baktığı için her şey orayı doldurduğu oranda yada bir eşya gibi
tepe tepe kullandığı oranda kıymetlidir.

Bu tür sevgiler tüketicidir.İlleti de şehvettir. Şehvete dayalı cinsel sevgi
aslında arzunun aklı ve duyuları hükmü altına alıp kalbi yanıltmasıdır.
Bunun benzeri hayvanlarda görülür. Bu tip bir arzu tatmin edilmezse ihtirasa
dönüşür.

Tatminde hiç bir kural tanımayacaksın teziyle Freud,kapitalizmi piko-sosyal
alana taşırken Darvin de bu bilimsel sömürü korosuna en güçlü olan yaşamını
sürdürür teziyle katıldı. Zaten hayatı tesadüfle açıklayandan başka türlüsü
beklenemezdi. Böylelikle hayat düzeninin dinamiği hak değil güç olmuş
oluyordu.Kaba kuvvet, hayatın kaynağına kocaman cüssesi ile gelip
kuruluveriyordu.. Böylece bu sömürü çarkını biyolojik alana taşımış
oluyordu.

Ağababaların dünyayı daha iyi sömürebilmesi için insanların aklını fikrini
uçkuruna takma uğraşıydı bu. Sonuçta ikisi de sevgiyi hedef alıp aynı hedefe
ateş ettiler.

Tarihte sevgiyi katleden bir çok düşünce, yaşam biçimi ve sistem gelmiş
geçmiştir. Fakat insanlığın değişmez değerlerini maddeye dönüştüren tahvil
eden fazilet ve sevgiye dayalı bir ahlakı yıkıp maddeye dayalı bir ahlakı
ikame eden sevgi, vefakarlık, samimiyet gibi erdemlerin yerine, gösteriş ve
iki yüzlülüğe dayalı diplomasiyi yerleştiren kapitalizm gibisi gelmemiştir.


Reklam ve propagandaya dayanan çağdaş dünya kapitalizm sistemi, sevgi gibi
maddeye dönüştürülemeyen değerlere düşmandır.Onu yok etmeyi bunu beceremezse
tahrip etmeyi amaçlar.

 

Onu yok etmeyi beceremez çünkü sevgi yok edilemez,
ikincisinde yani sevginin tahrip edilip sahte sevgileri bol reklamla
pazarlama işinde başarılı olmuşlardır. Fuhuşun, çarpık ilişkilerin ve
maddeperesliğin adını aşk ve sanat koymayı başarmışlardır. Bu sayede sevgi
tüketime elverişli hale getirildi . Artık sevgi tutsaklık, aracıdır.

Seven insan dengeli bir toplum ırmağına bir damla olmayı kabullenmiş
demektir. Çokta yok olmaz teki çoğa katarak çokta var olur, dengeli
olanların içinde kendini bulur. Hakkı sevmek,sevgiyi ölümsüzleştirir. İlleti
ölümlü olan sevginin kendiside ölümlüdür.İlleti ölümsüz olanın kendiside
ölümsüzdür.


Sevgi duyguların en yücesidir.Yerini bulduğunda sahibini de yüceltir Terside
geçerli elbet, yerini bulmadığın da ise sahibini aynı oranda alçaltır. Onu
yerli yerinde harcamayanlar harcanacaktır.

Sevmek bazılarının iddia ettiği gibi yok olmak(fena) değil aksine sevmek
varolmaktır. Kişinin kendi varlığını ispatlamasının en kestirme yolu
sevgidir. Tutku tek yönlüdür halbuki sevgi çift yönlüdür.


Sevgi ki kökü ilahi olan bir duygudur yanlışa alet edenler Allah’ı
karşısında bulacaktır. Her derde deva olan bu ilacı bir intihar vasıtası
olarak kullanmaktan kork, bunun tersi olan kibir ve gurur ise sevgi
yoksulluğunun doğal sonucudur.

Sevgi toplumunda insan insanın kurdu değil insan insanın cennetidir. Sevgi
iksirinin cennet haline getirdiği yüreklerinde konuklarlar birbirlerini. Bir
sevgi ki ferde kendi kimliğini kaybettiriyorsa o sevgi değil bir girdaptır.


Karşıdaki de sevgili değil üzerine konan canlıyı eritip sindiren ve canavar
bitki diye adlandırılan Nepenteş çiçeğidir Kişiyi sevdiğinde kaybettiren
sevgi üretici değil tüketici bir sevgidir.

 

Züleyha’nın Hz.Yusuf’a olan
sevgisi gibi.Hem kendini tüketir hem de karşısındakini tüketir. Çünkü o
sevdaya kara çalınmıştır. Kontrolünden çıkmış ak sevda iken kara sevda
olmuştur. Sevgi: aklın başarılı bir işlevini yerine getirmesini sağlar.

Sevgi: yüreklerini paylaşan insanların, ülfet kimliğiyle vizesiz, gümrüksüz
birbirlerini gönlüne özgürce yol bulanların oluşturduğu okyanusun adıdır.
Böyle bir topluluğun fertleri yüreklerinde muhabbeti iktidar etmişlerdir.


Sevgi toplumunda fertler birbirlerinin gönlünü hayat denizinde kopan yada
kopacak olan fırtınalara karşı emin bir liman, selametli bir sığınak
bereketli bir barınak bilirler.

 

Sevgi toplumunun fertleri, yüreğin işlevini
iyi bilirler.Sorunlarını sevgiyle çözmeye çalışırlar olağan üstü durumlarda
sevgilerini tümden silmezler.

 

Parantez içine alırlar, yani sevgi toplumunda
birbirlerini tezgahlarına koyup tüketmezler. Bilakis gönüllerine ekip o
münbit toprakta üretirler.
 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !